google-site-verification: googlefa1801ec9bc4bbda.html google-site-verification=573CCHOL1cmDalFW6FdhKDBhuUjJFRTeEVAybh0erZg
top of page
Ara

Bir devlet başkanının cebindeki en pahalı şey,dijital bağımsızlık olabilir.

Bir devlet başkanı başka bir ülkeye giderken yanında özel uçak, danışmanlar, korumalar, dosyalar ve diplomatik çantalar götürür.

Ama bugün belki de yanında taşıdığı en ilginç şey bunların hiçbiri değildir.

Cebindeki telefon olabilir.

Daha doğrusu, o telefonun içinden ulaştığı yapay zekâ gücü.

Bu cümle biraz iddialı durabilir ama insan düşünmeden edemiyor. Çünkü elimizde gördüğümüz şey basit bir uygulama gibi. Yazıyoruz, cevap veriyor. Soruyoruz, anlatıyor. Bazen resim yapıyor, bazen metin düzeltiyor, bazen de sanki karşımızda çok bilgili ama biraz fazla sabırlı biri varmış gibi davranıyor.

Fakat işin ilginç tarafı şu: Bu sade ekranın arkasında koca bir dünya var. Enerji var, veri var, çip var, sunucu var, mühendislik var, marka var, rekabet var.

Yani yapay zekâ aslında sadece “program” değil. Biraz ürün, biraz fabrika, biraz danışman, biraz oyuncak, biraz öğretmen, biraz da yeni çağın ambalajlı bilgisi gibi.

Eskiden bir ürünün ambalajına bakardık. Kutusu kaliteli mi, logosu güven veriyor mu, rafta nasıl duruyor? Şimdi yapay zekâda da benzer bir şey var. ChatGPT, Gemini ya da başka sistemler sadece teknik özellikleriyle değil, verdikleri hisle de ayrışıyor.

Biri daha konuşkan geliyor.Biri daha görsel düşünüyor.Biri daha ciddi duruyor.Biri daha hızlı ama biraz aceleci davranıyor.

Tıpkı kahve markaları gibi. Hepsi kahve ama içimi aynı değil.

Bana ilginç gelen taraf burası. Yapay zekâ markalarının da bir çeşit tadı oluşuyor. Cevap verme biçimi, cümle kurma tarzı, kullanıcıyı yönlendirme şekli… Bunların hepsi yeni çağın ambalajı gibi.

Bir de “organik bilgi” ve “sentetik bilgi” meselesi var.

Sanayi devriminden sonra hayatımıza organik ve sentetik ayrımı girdi. Doğal kumaş, sentetik kumaş. Gerçek deri, suni deri. Doğal gıda, işlenmiş gıda.

Şimdi sanki benzer bir ayrım bilgi için doğuyor.

İnsan tecrübesinden, okumadan, yaşamadan çıkan bilgi ile yapay zekânın derleyip toparladığı bilgi yan yana duruyor. İkisi de işe yarayabilir. İkisi de değerli olabilir. Ama aynı şey değiller.

Sentetik bilgi bazen çok düzgün duruyor. Hatta fazla düzgün. Cümleler tertemiz, paragraflar yerli yerinde, anlatım akıcı. Ama insan yine de sormalı: Bu bilgi nereden geldi, neyi eksik bıraktı, neyi fazla parlatıyor?

Belki de bundan sonra okuryazarlığın yeni hali bu olacak. Sadece okumak değil, bilginin nasıl üretildiğini de sezmek.

Yapay zekâya biraz da buradan bakmak gerekiyor. Çünkü o sadece cevap veren bir araç değil; zamanla soru sorma biçimimizi de etkileyebilir. İnsan neyi soracağını unutursa, en iyi cevap bile eksik kalır.

Bir başka mesele de çocuklar.

Bugün çocukların elindeki telefon sadece oyun aracı değil. Orada video var, reklam var, algoritma var, öneri var, yapay zekâ var. Eskiden çocuğun hangi sokakta büyüdüğünü, hangi okula gittiğini, hangi arkadaşlarla vakit geçirdiğini önemserdik. Şimdi buna bir de hangi algoritmanın karşısında büyüdüğünü eklemek gerekiyor.

Çünkü algoritma da bir çevre.

Hatta bazen evden, okuldan ve sokaktan daha uzun süre çocuğun yanında duran bir çevre.

Bu yüzden yapay zekâ meselesi sadece teknoloji şirketlerinin konusu değil. Ailenin, okulun, devletin, sivil toplumun ve aslında hepimizin konusu.

Tam burada 19 Mayıs’a da başka bir yerden bakmak mümkün.

19 Mayıs sadece geçmişte kalmış bir tarih değil. Bir milletin kendi geleceğine sahip çıkma iradesi. Bugün bu irade sadece toprakla, sınırla, fabrikayla ilgili değil; bilgiyle, veriyle, teknolojiyle ve gençlerin zihniyle de ilgili.

Belki de bugünün gençliği için bağımsızlık, yalnızca bayrağı sevmek değil; kendi aklını da korumak demek.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page