google-site-verification: googlefa1801ec9bc4bbda.html google-site-verification=573CCHOL1cmDalFW6FdhKDBhuUjJFRTeEVAybh0erZg
top of page
Ara

ÜÇ YIL SONRA DOLAR, FAİZ, ENFLASYON, BORSA VE YİNE MOLLA FENÂRÎ

7 Ağu
4 dakikada okunur

14 Haziran 2023'te bu sitede “Dolar, Faiz, Enflasyon, Borsa - Mantık Önermeleri ve Molla Fenârî” diye bir yazı yazmıştım. https://www.bekirsbatur.com.tr/post/dolar-fai-z-enflasyon-borsa-mantik-%C3%B6nermeleri-ve-molla-fenari

Aradan üç yıldan fazla zaman geçti. Geçenlerde o yazıyı tekrar okudum.

Doğrusunu söylemek gerekirse bazı cümlelerimi bugün yazsam başka türlü kurardım. Ama yazının ana fikrine baktığımda hâlâ aynı sorunun peşinde olduğumu gördüm.

O günlerde televizyonlarda, sosyal medyada ekonomi konuşanların bir kısmında çok kesin bir dil vardı. “Faiz artmazsa enflasyon düşmez”, “ekonomi bilimdir, bilime karşı çıkamazsınız”, “bakın Amerika yaptı ve enflasyonu düşürdü” gibi cümleler çok sık söyleniyordu.

Benim itirazım da zaten burada başlıyordu.

Ekonominin bilim olup olmadığını tartışmıyordum. Faizin enflasyonla mücadelede kullanılabilecek bir araç olduğunu da inkâr etmiyordum.

Ben şunu soruyordum:

“Faizi artırırsan enflasyon düşer” cümlesi, 8+3=11 kadar kesin bir önerme midir?

Çünkü değilse, aradaki şartları da konuşmamız gerekir.

O yazıda Özgür Demirtaş'ın bazı paylaşımlarını örnek vermiştim. ABD'nin faizleri sert artırarak enflasyonu düşürdüğünü söylüyor, Fed'in biraz daha sert kalması gerektiğini savunuyordu.

Ben de FED Başkanı Powell'ın bile konuşurken çok daha ihtiyatlı bir dil kullandığına dikkat çekmiştim.

Bugün tekrar belirtmek isterim: Burada Özgür Demirtaş'ın iktisatçılığını tartışmıyorum. Zaten bu benim işim de değil. Benim ilgilendiğim şey başka: Bir ekonomik ilişkinin kamuoyuna neredeyse tartışmasız bir sebep-sonuç ilişkisiymiş gibi anlatılması.

O zaman biraz dalga geçerek süt örneğini vermiştim.

Her sütü mayaladığınızda yoğurt olmaz demiştim.

Hangi süt? Kaç derece? Maya ne kadar? Ne kadar beklediniz? Elektrikler kesildi mi? Hatta “bakterilerin o günkü motivasyonu nasıl?” diye de işi biraz şakaya vurmuştum.

Şimdi düşünüyorum da, yoğurtta bile bu kadar şart varsa bir ülkenin ekonomisinde kim bilir kaç tane vardır.

Faiz var. Kur var. Bütçe açığı var. Vergiler var. Ücretler var. Enerji fiyatları var. Üretim var. İthalat var. Kredi genişlemesi var. Beklentiler var. Hukuk var, siyaset var, savaş var, sermaye hareketleri var. Bir de bütün bunların birbirini etkilemesi var.

Nitekim biz bu tartışmayı teoride bırakmadık. Türkiye son üç yılda çok ciddi bir faiz deneyi yaşadı.

Ben yazıyı 14 Haziran 2023'te yayımladığımda TCMB'nin politika faizi yüzde 8,5'ti.

Sekiz gün sonra yüzde 15'e çıkarıldı.

Sonra 17,5 oldu. 25 oldu. 30, 35, 40, 42,5, 45 derken Mart 2024'te yüzde 50'ye ulaştı.

Yani 2023'te “faiz artırılmalı” diyenlerin önerdiği yönde çok ciddi bir politika değişikliği gerçekten yapıldı. TCMB'nin kayıtlarında bu süreç açık biçimde görülebiliyor.

Peki enflasyon ne yaptı?

İşin ilginç tarafı burada.

Haziran 2023'te yıllık enflasyon yüzde 38,21'di.

Faiz artmaya başladı ama enflasyon düşmedi.

2023 sonunda yüzde 64,77'ye çıktı. Mayıs 2024'te yüzde 75,45'i gördü.

Sonra düşmeye başladı.

2024 sonunda yüzde 44,38'e, 2025 sonunda yüzde 30,89'a geriledi. Temmuz 2026 itibarıyla yıllık TÜFE yüzde 31,75.

Şimdi bu rakamlara bakıp iki ayrı yazı yazabilirim.

Birinde “Gördünüz mü, faiz yüzde 8,5'tan yüzde 50'ye çıktı ama enflasyon da yüzde 38'den yüzde 75'e çıktı” derim.

Ötekinde “Gördünüz mü, faiz yüzde 50'ye çıktı, sonunda enflasyon yüzde 31'e düştü” derim.

İkisinin de işime gelen bölümünü seçer, kendimi haklı çıkarabilirim.

Ama 2023'te karşı çıktığım şey tam olarak buysa şimdi aynısını benim yapmam biraz tuhaf olmaz mı?

Faizin enflasyonun daha sonra gerilemesinde önemli bir etkisi olmuş olabilir. Büyük ihtimalle de olmuştur. Faiz; krediler, iç talep, tasarruf tercihi, döviz kuru ve beklentiler üzerinden çalışan çok önemli bir araç.

Ama aynı üç yılda yalnızca faiz değişmedi ki.

Kur değişti. Vergiler değişti. Ücretler değişti. Kredi şartları değişti. İç talep değişti. Enerji fiyatları değişti. Dünyada olanlar değişti. Beklentiler değişti.

Hatta bugün TCMB'nin kendi metinlerine baktığımızda bile “faizi artırırız, enflasyon düşer” diye bir cümle görmüyoruz. Banka, sıkı para politikasının “talep, kur ve beklenti kanalları” üzerinden çalışmasından ve politikanın gecikmeli etkilerinden söz ediyor.

Aslında benim üç yıl önce anlatmaya çalıştığım “gri alanlar” biraz da bunlardı.

Dolar ve borsaya bakınca da benzer bir durum çıkıyor.

Yazıyı yazdığım günlerde dolar 23-24 TL civarındaydı. Bugün 47 TL'nin üzerinde.

İlk bakışta “Dolar alan parasını ikiye katladı” denilebilir.

Doğru. TL olarak bakarsanız yaklaşık öyle.

Fakat Haziran 2023 sonundan Temmuz 2026 sonuna kadar tüketici fiyatlarındaki bileşik artışı hesapladığınızda yüzde 200'ün üzerinde bir fiyat artışıyla karşılaşıyoruz.

Yani dolar yaklaşık iki katına çıkarken hayatın genel fiyat seviyesi kabaca üç katına çıkmış.

O halde şu iki cümle aynı şey değil:

“Dolar yükseldi.”

“Dolar alanın satın alma gücü arttı.”

Borsa daha da ilginç.

14 Haziran 2023'te BIST 100 yaklaşık 5.361 puandı. Ağustos 2026 başında 13.800 civarında.

Muazzam bir nominal artış. Yaklaşık yüzde 157.

Ama o yükselişten enflasyonu çıkarınca görüntü değişiyor. Temettüyü bir kenara bırakarak sadece endeks üzerinden kaba bir reel hesap yaptığınızda BIST'teki artış da aynı dönemde tüketici fiyatlarındaki artışı yakalayamıyor.

Demek ki “Borsa yükseldi” demekle “borsadaki yatırımcının serveti reel olarak büyüdü” demek de aynı şey değilmiş.

Faizde de aynı dikkat gerekiyor.

Politika faizinin yüzde 50 olması, bankaya parasını yatıran vatandaşın otomatik olarak yüzde 50 kazanması anlamına gelmiyor. Mevduat faizi başka, politika faizi başka. Vade var, stopaj var, bileşik getiri var, o sırada gerçekleşen enflasyon var.

İşte ben tam burada tekrar Molla Fenârî'ye dönüyorum.

2023'te bazı okuyucular muhtemelen “Doları, faizi, borsayı anlatırken Molla Fenârî nereden çıktı?” diye düşünmüştür.

Aslında benim için yazının en önemli kısmı oydu.

Molla Fenârî'nin mantık tartışmalarında sözün doğruluğu ile “vakıaya uygunluk” arasındaki ilişki üzerinde duruluyor. Konunun akademik izini bugün Mantık Araştırmaları Dergisi'ndeki bu çalışmadan da takip etmek mümkün.

Benim anladığım ve bugüne taşıdığım tarafı çok basit:

Bir şeyin doğru olup olmadığına sadece onu söyleyen kişiye bakarak karar veremeyiz.

Profesör söyledi diye doğru olmaz.

Siyasetçi söyledi diye yanlış olmaz.

Ben üç yıl önce söyledim diye de bugün doğru olmak zorunda değil.

Dönüp vakıaya bakacağız.

Ne olmuş?

Hangi şartlarda olmuş?

Başka neler değişmiş?

Aynı şeyi başka bir ülkede yaptığınızda aynı sonuç çıkmış mı?

Ve en önemlisi, yeni bilgi geldiğinde eski fikrimizi değiştirebiliyor muyuz?

Bugün 2023'teki yazıma dönüp baktığımda “Ben haklı çıktım, onlar yanıldı” demek istemiyorum.

Hatta bunun kolaycılık olacağını düşünüyorum.

Ama şunu hâlâ rahatlıkla söylüyorum:

Faiz önemlidir ama faiz ekonomi değildir.

Ve ekonomi biliminin varlığı, ekonomideki her ilişkinin matematikteki 8+3=11 kesinliğine sahip olduğu anlamına gelmez.

Belki bugün o eski yazının başına sadece şu cümleyi eklerdim:

Ekonomi bilimdir; fakat insan davranışının, siyasetin, beklentilerin, üretimin, paranın ve dünyanın aynı anda içinde olduğu bir bilimdir.

Bu nedenle özellikle ekonomi konusunda çok kesin konuşan birini duyduğumda hâlâ biraz durup düşünüyorum.

Üç yıl önce de bunu yapmıştım.

Bugün önümde üç yıllık veri varken yine aynı şeyi yapıyorum.

Ve galiba Molla Fenârî'yi 2023'te bu yazıya boşuna çağırmamışım.

Çünkü üç yıl sonra dönüp dolaşıp yine aynı yere geldim:

Söze değil, söyleyene hiç değil; mümkün olduğunca vakıaya bakalım.


 
 
 

Yorumlar


bottom of page